4 Ekim 2009 Pazar

Okuduklarım: Binbir Çiçekli Bahçe / Y.Kemal

Binbir Çiçekli Bahçe, Yaşar Kemal'in bugüne dek yaptığı konuşmaların, gazetede çıkan mülakatlarının ve çeşitli visilelerle yaptığı açıklama ve verdiği demeçlerin bir araya getirildiği bir kitap.

En başta şunu söylemeliyim; Yaşar Kemal'in satış rakamları konusunda bir kaygısı mı var? Olabilir, kitap satılmalı ki yazar geçinebilsin. Kitabın, Radikal gazetesinde çıkan ve gazetenin üç-dört gün "manşetten" anonsladığı röportajdan ve yazarın Cumhurbaşkanı tarafından kabulünden hemen sonra yayınlanması dikkat çekici. Peki Yaşar Kemal'in yeni çıkaracağı bir kitabının satılması için bu tür pazarlama stratejilerine ihtiyacı mı var? Olabilir, neden olmasın. Zira böyle bir durum söz konusuysa, bu ayarlamayı muhtemelen Yaşar Kemal değil, yayınevi yapmıştır. Neyse, geçelim bu tatsız konuyu..

Kitap, Yaşar Kemal'in çok çeşitli konularda söylediklerini bir araya getiriyor. Ancak "Türkiye Barışını Arıyor" ile başlayan, Radikal'de yayınlanan mülakatla devam eden ve 1995'te Can Yayınları'nın hazırladığı olaylı "Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye" kitabında yer alan makalesiyle ilerleyen kitabın "asıl" gündeminin Kürt Açılımı olduğunu görmezden gelmek, saçma olur. Yaşar Kemal, Kürt Sorunu konusunda adeta bir ombudsman gibi yansıtılıyor belirli bir kesim tarafından. Bu konudaki kişisel görüşümü sona saklayarak kitaptan birkaç alıntı yapmak isterim.

Radikal'de çıkan makalenin aktarıldığı bölümde DTP ve Meclis konusunda ilk önce şu iddialı sözleri söylüyor Yaşar Kemal:
"(Soru) Peki, DTP'nin söylemini, Parlamento'daki varlığını nasıl değerlendiriyorsunuz. Siyasi çözüm fırsatını artıran öğelerden biri diyebilir miyiz?
(Y.K.) Çok çok iyi. Kürtler Meclise girme biçimini yarattılar ama bu eski politikacılar bir türlü yutamıyorlar. Yoksa azıcık ta olsa demokrasiye yaklaşıyoruz.
Daha önce halkın seçtiği milletvekillerini Meclis'ten attılar, her biri onar yıl yattı. İnsanları öldürüp ölülerini kuyulara mı attılar, halkı mı söydular, devleti devletlikten çıkarıp soydular mı, neydi suçları?"

Ben söyleyeyim; Leyla Zana'nın dağdaki arkadaşları, gencecik öğretmenleri, kundaktaki bebekleri ve hamile kadınları öldürdüler. Devlet te insanları öldürüp kuyuya attı, ama hiçbir olay PKK'nın böylesine masum gösterilmesine gerekçe olamaz.

Yaşar Kemal, parlamento hakkında ve yemin töreni hakkında (Zana olayı) konuştuktan sonra, sıra Ahmet Türk ve arkadaşlarının Meclis'teki faaliyetlerine ve söylemlerine geldiğinde ise şunu söyleyerek yırtıyor: "Böyle bir macera üzerine konuşmayacağım. Bilmediğim, anlamadığım işleri konuşmak bana iyi gelmez." (s.28-29)

Dedim ya, Yaşar Kemal belirli bir kesim tarafından Kürt Sorunu'nda adeta bir ombudsman gibi yansıtılıyor. Yaşar Kemal büyük romancıdır. İnce Memed benim hayatımı etkileyen bir romandır. Ama Yaşar Kemal'in bir de "Nobel" takıntısı oyduğu bilinir. Ve Yaşar Kemal, Nobel'i Ermeniler üzerine oynayan ve kazanan Orhan Pamuk'a kaptırmıştır. Orhan Pamuk artık Kürt Sorunu üzerine fazla konuşmaz, o istediğini aldı. Yaşar Kemal'in ise Nobel takıntısı, gördüğüm kadarıyla sürüyor. "Edebiyat ödülünü alamadık, bari Kürt Sorunu falan diyerek 'Barış' ödülünü alayım" gibi bir niyete kapılmış sanki.

Ancak biz görüşlerine katılmasak da o, Yaşar Kemal'dir. O konuşur, hakkıdır. Kimse bir şey diyemez. Bu son söylediğimde ironi yok, inanın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder