18 Aralık 2009 Cuma

Çerkez Tavuğu

Kerpiç bir ev var. İçinde on kişilik bir aile. Evde ne çatal, ne bıçak, ne kaşık, ne bardak, ne masa... Hiçbir şey yok. Suyu akan bir çeşme yok evde, tuvalet yok. Açlık diz boyu.

Ve siz elinizde bir tabak “Çerkez tavuğu” ile bu eve gidip diyorsunuz ki “Alın, sizin dertlerinizin dermanı bu yemektir.” Adam daha önce Çerkez tavuğu gibi sofistike bir yemeği hiç görmemiş. Yemek istese evde ne çatal var ne tabak. Yese bile eline yüzüne bulaşacak ve elini yıkayacak çeşmesi yok. O evde Çerkez tavuğu yenebilmesi için gerekli altyapı yok henüz.

Yapılması gereken ilk şey, o evin on kişilik nüfusunun istihdam edilmesini sağlamak. Gelecek parayla ev dekore edilir, insanlar kendine gelir, kim olduklarını anlarlar. Ve gün gelir, o evde Çerkez tavuğu da yenir.

Dertlerimizin dermanı “demokrasi” mi? Hepimiz demokratız. Burjuva demokrat, proleter demokrat, liberal demokrat, sosyal demokrat, muhafazakar demokrat... Ama sonuçta “demokrat”... Ben demokrat olmadığını söyleyen bir insanla hayatım boyunca karşılaşmadım.

İdeal düzeyinde bile olsa demokrasiye inanmak kadar güzel şey yok. Makro düzeyde, bir gün herkesin eşit ve özgür olacağı sınırsız bir dünya hayali. Mikro düzeyde, herkesin “ben buyum” diyerek kendini ifade edebileceği ve kimsenin bunu sömürü aracı olarak kullanamayacağı özgür bir ortam. Ama ha deyince olmuyor işte. Uzun ve çileli bir süreç bu. Batı 200 yılda çıkamadı işin içinden.

Her şeyden önce “birey” rejimidir demokrasi. Bireyin gelişimi yeterli seviyede değilse ne kadar kasarsan kas, çuvallarsın. Ve hepsinden önemlisi, 1- “Sanayi toplumu” olabilmiş ülkelerde; 2- Jeostratejik durumu uygun ülkelerde güçlü biçimde yerleşebilmiştir.

Sanayi toplumu olmak, önemli bir ayrıntı. Antik Yunan dönemini kastetmiyorum elbette, itirazları duyar gibiyim. Çağdaş demokrasinin ortaya çıkış süreci, coğrafi keşifler, bilimsel ilerleme, buna paralel olarak sanayi devrimi ve burjuva sınıfın güçlenmesi, işçi sınıfının ortaya çıkması, işçilerle burjuvaların çatışması ve bu çatışmanın sonunda uzlaşılması şeklinde özetlenebilir. Özetin özetinin özeti bu süreç, ne yazık ki Türkiye’de yaşanmadı. Öte yandan Avrupa’nın bu tecrübelerini inceleyip, geniş bir eğitim sistemi ile yeni kuşaklara aktaramadık. Milli sanayimizi, milli burjuvamızı, örgütlü işçi sınıfımızı oluşturamadık. Bağımsız ve entelektüel bir medya yaratamadık. Cumhuriyet devriminin bize verdiği arsa temeli ve çıktığı çok sağlam birinci katın üzerine çürük ve çirkin katlar inşa ettik. Ve bu katlar şimdi yıkılma tehlikesiyle sallanıyor.

PKKDTP ve pek çok batılı kaynağın gıyabında “Kürdistan” dediği Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde bugün hala feodal bir mülkiyet sistemi hakim durumda. Kapatılan partinin eşbaşkanlarından Ahmet Türk’ün de sahip olduğu araziler ve köyler var. O bir derebeyi. Bir feodal ağa. Ama demokrasiden bahsediyor. Adı Demokratik Toplum Partisi olan bir siyasi partinin eşbaşkanı. Mantık ve tutarlılık bunun neresinde?

2009 yılını bitiriyoruz; bugüne kadar iş başına gelen hükümetlerin görevi, Türkiye’de demokratik bir rejimin altyapısını hazırlamaktı. Ülkeyi feodal yapıdan kurtarıp, ister KİT’lerle, ister milli burjuvanın ortaya çıkmasını sağlayarak bir endüstriyel üretim düzeninin kurulabilmesini sağlamaktı. O zaman zaten “dertlerimizin dermanı” dediğimiz demokratik düzen, kendiliğinden filiz verecekti. Ama olmadı.

Şimdi ise çatalı kaşığı olmayan evin on kişilik aç nüfusuna Çerkez tavuğu yedirmeye çalışıyoruz.

1 yorum:

  1. Eline sağlık, bynine sağlık, kalemine sağlık evlat...
    HASAN TAHSİN

    YanıtlaSil