1 Aralık 2009 Salı

Kurban Bayramı'nın ardından...

Şu haber, 29 Kasım 2009 Pazar günü (Kurban bayramının 3. günü) Hürriyet gazetesinde yer aldı:




Haberin içeriği özetle şöyle:

AK Partili Meclis Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Murat Mercan, eşiyle birlikte Hac seferinde. Harem-ü Şerif'te Kâbe'yi tavâf ederlerken bir grup Türk Hacı adayı, Mercan'ı tanıyarak yanlarına geliyor ve oğluna-kızına iş istiyor. Fatma Aksu imzalı, Mekke mahreçli habere göre Milletvekili Murat Mercan'ın konuyla ilgili açıklaması şöyle:

"Kâbe'de tavafta rastladığım vatandaşlar benden iş istedi. Bir tanesi dört kızı olduğunu, hepsinin üniversiteyi bitirdiğini ancak işsiz olduklarını söyledi, iş istedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Kâbe'de, kutsal mekândayız. Evet desem bir türlü, sözümü tutamazsam günaha gireceğim, hayır desem vatandaşa ayıp olacak. İçinde bulunduğum durumu kendisine izâh edip söz veremeyeceğimi ama Meclis'e çay içmeye beklediğimi söyledim."

PEK ÇOK AÇIDAN ANLAMLI BİR OLAY...

1- Memlekette işsizlik o denli artmıştır ki, Kâbe'de dahi vatandaşlar, rastladıkları bir milletvekilinden evlatları için iş istemektedirler. İşsizlik o denli büyük bir yaradır ki, yapmakta oldukları ibadetin konsantrasyonu bir anda bozulmakta, Kutsal Kâbe'nin büyüsü bir anda kaçmaktadır.

2- Çocuğuna iş isteyen vatandaşa farklı bir açıdan bakalım. Hâc ibadetinin yerine getirilebilmesi, bazı şartlara bağlıdır. Bu şartlar, İslâm'ın çeşitli mezheplerinde farklılaşabilmekle birlikte bazı belli başlı kurallar sabittir. Bunlardan biri de, hacı adayının ailesinin ve çevresinin borçsuz ve ekonomik açıdan sıkıntısız durumda olmasıdır. Dört çocuğum olsa ve bunların dördü de işsiz olsa, ben Hâcca gitmek fikrini süresiz ertelerdim şahsen.

3- Milletvekili Murat Mercan, bence doğrusunu yapmış. Memlekette işsizlik ne denli muazzam boyutlara ulaşmış olursa olsun, hatta bunda mensubu olduğu partinin payı da ne denli büyük olursa olsun, "N'olur çocuğuma bir iş" muhabbetinin yapılacağı yer, Kutsal Kâbe olamaz. "Şimdi bir şey diyemem, Meclis'e buyrun" cevabı, o şartlarda verilebilecek en uygun cevap gibi görünüyor.

KURBAN REZALETLERİ...

Manzara korkunç...

Yine aynı vahşet, yine aynı ilkellik. "Beyaz Türk"lük falan yapmıyorum, ben de kurban kesen bir aileden geliyorum. Ama 21. Yüzyıl insanları olarak ortaya çıkan manzarayı kabul etmek mümkün değil. Avrupa'dakilerden daha kaliteli otoyollarımız var, ama danalar boğalar koşturuyor bayram günü yolda. Peşinde eli satırlı bıçaklı bir güruh... Kanalizasyon ve sanayi atıklarının bırakıldığı bir dere, suyu kapkara. Boğazlıyor adam boğayı, oluk oluk kan akıyor hayvanın gırtlağından. Kanalizasyon ve sanayi atıklarına karışıyor "Allah için" akıtılan kan. Çok değil, 30 dakika sonra derenin rengi siyahtan kızıla dönüyor. Kızıl ve Kara, Stendhal'in romanı gibi...

Çocuklar, ah çocuklarımız... Ne şiirsel, aman Ya Rabbi. Elleri kollarına kadar kıpkırmızı kan içinde. Kadınlarımız toprağa bir çukur açmış işkembesini temizliyor hayvanın. Bir diğeri kafa derisi yüzüyor. Allah için yapılan işler bunlar...

Kendi kendine kurban kesmeyeceksin arkadaş... Yeter bu kana susamışlık hali.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder