21 Mart 2010 Pazar

İç Savaş?

Avrupa Birliği üyesi bir Akdeniz ülkesinin İzmir’deki diplomatına Türkiye’nin iç savaş yaşamamış olduğu için Avrupa’ya nazaran bazı şeyleri ıskalamakta olduğu yönündeki görüşümü açmıştım. Demiştim ki “Türkiye, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi bir iç savaş yaşamadı. O yüzden uzlaşı kültürü ve demokrasi anlamında bazı noktalarda Avrupa’dan bir iki adım geride kalıyoruz.” Ve iç savaşın bu anlamda öğretici bir yanı olduğunu söylemiştim.

Soykırım olduğu iddia edilen 1915 ve devamındaki olaylar hakkında düşünürken bu fikrim biraz değişti.

Diyebilirim ki 1915 ve devamındaki olaylar, Türkiye’nin benim önceden “yaşanmadı” dediğim iç savaşının ta kendisidir belki de. İşgal, işbirliği, hesaplaşma... İç savaş tanımına uyuyor bence. Bir mukatele, yani “karşılıklı katletme” durumu söz konusu.

Akdeniz ülkesi diplomatına söylediğim sözü hatırlatmak isterim: Biz iç savaş yaşamadık, dolayısıyla onun verdiği uzlaşı kültürü ve demokrasi bilincinden yoksunuz. Ama 1915 ve devamında yaşananları şimdi yaptığım gibi bir iç savaş olarak nitelendirdiğimizde, “Nerede bunun öğretici tarafı” diye sormak gerekmez mi?

Benim yaptığım gibi 1915 olaylarını bir nevi iç savaş olarak tanımlasak bile bunun Türk halkına uzlaşı kültürü ve demokrasi anlamında öğretici bir katkı yapmaması gayet normaldir. Çünkü her durumda bu iç savaş, Avrupa’nın yaşadığı iç savaşlardan her yönüyle farklıdır. Bir defa Avrupa’nın yaşadığı iç savaşlar, feodalitenin yıkılıp sanayi toplumu aşamasına geçildikten sonra meydana geldi. Yani “demokrasinin su basmanı” oluştuktan sonra. 1915 ve devamında Türkiye’deki iç çatışma ise feodal düzen sürerken gerçekleşti. Yani demokrasi için ne temel kazılmıştı, ne de betonu dökülmüştü. 1915 olaylarının Batı tarafından evrilip çevrilip farklı isimlerle bize kaktırılmasının temelinde bunun olduğunu düşünüyorum. Sanayi toplumu olamamış iseniz, önceki çağda yarattığınız medeniyetten uzaklaşmış iseniz, sizin tarihinizi başkalarının yazmasına engel olamazsınız.

İttihat ve Terakki hükümetinin Ermeni tehciri kararını o günün koşullarında değerlendirmek, her şeyden önce tarih biliminin bir gereğidir. Şunu dediğimde eminim yeni bir tartışma başlar: Bab-ı Âli hükümeti tehcir kararı almasaydı, asıl o zaman Ermeniler yok olacaktı. Çünkü Ermeniler işgalci düşman ile işbirliği yapmış oldukları için sürekli olarak diğer etnisitelerin -ve bu arada Türklerin- tepkilerinin hedefi olacaklardı. Hm?

Demek istediğim, bu da bir yaklaşım. Doğru ya da değil... Benim dikkat çekmek istediğim nokta, olayları yaşandığı dönemin koşullarını göz önüne alarak değerlendirmeye çalışmak. Bunu yapmıyoruz gibime geliyor.

Öte yandan, 1915’e neden “soykırım – genocide” demediğimi, diyemediğimi şöyle açıklıyorum: Yine o dönemin koşullarını göz önüne alarak, İttihat ve Terakki Ermenileri tamamen yok etmek isteseydi, bunu kesinlikle yapardı. Henüz arşivler açılmış değil elbette, ama bugün herkesin kabul ettiği argümanlara göre bile yaşananları “soykırım” olarak adlandırmak, Birleşmiş Milletler’in tanımları açısından mümkün görünmüyor.

Birleşmiş Milletler dedim de, ah neredesin rahmetli Gündüz Aktan? Yazılarını öylesine özlüyorum ki...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder