10 Temmuz 2011 Pazar

9 Temmuz 2011 Cumartesi

(Ön-not: Yazıyı yolda yazdım. şu anda New York Broadway Caddesi'nde bulunan Beacon Oteli'ndeki odamdayım...)

DC-New York OTOYOLU - Otobüste, Maryland yakınlarında bir yerde yazıyorum yazıyı. Başkentteki son iki günüm çok yoğun geçtiği için geceleri blog güncellemelerimi yapamadım. Şimdi New York yolunda son iki günün ve genel olarak Washington'ın bir özetini çıkarmak sanırım faydalı olacak.

Smithsonian müzelerinden sadece ikisini gezme fırsatım oldu. Bunlardan ilki, Ulusal Havacılık ve Uzay Müzesi'ydi. Havacılık tarihini Wright Kardeşler ve öncesinden alıp Hubble Teleskobu seviyesine kadar anlatan bir müze. Diğer Smithsonian tercihimi Ulusal Amerika Tarihi Müzesi'nden yana kullandım. Bunun dışındaki alternatifim, Kızılderili Tarihi Müzesi idi. Ancak bu ikincisine gidenler, politik açıdan oldukça taraflı ve tarihsel yanlışlarla dolu bir müze olduğunu söyledikleri için tercihimi ilkinden yana kullandım.

Amerikan Tarihi Müzesi'nde ne var? "Kurucu ataların" doğu sahillerinden başlayarak ülkeye egemen olmaları ve kırmızı-beyaz çizgili ve yıldızlı Birleşik Devletler bayrağının ortaya çıkışından başlayarak "modern" tarih, enstalasyonlarla anlatılıyor. Kuruluştan itibaren görev yapan başkanlar, belli başlı binaların ve anıtların ortaya çıkış hikayeleri, tarım toplumundan endüstri toplumuna geçiş, 20. yüzyılda ortaya konan popüler kültür ve dünya tarihini oluşturan önemli savaşlara dair enstalasyonlar bulunuyor bu müzede. Hatta gelmiş geçmiş tüm "first-lady"lerin kişisel eşyalarının bir bölümünün sergilendiği bir galeri dahi var. Bu galerinin yıldızı ise hiç şüphesiz Jacqueline Kennedy.

Cuma günü, yani dün, yani 8 Temmuz günü ise anlata anlata bitiremeyeceğim bir gün oldu. Sabahın erken saatlerinde uyandık ve ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi'ne evsahipliği yapan "Kongre Binası"na, yani "Capitol Hill"e gittik. C-Span ve CBS prodüktörlerinden aldığımız brifing ve soru-cevabın ardından 10 dakika kadar Temsilciler Meclisi oturumunu izleme fırsatımız oldu. Bu bölümde fotoğraf çekimine izin verilmidiği için o an benim içimde yaşayacak. Henüz Türkiye Büyük millet Meclisi binasına hiç girmemiş bir insan olarak ABD Temsilciler Meclisi'ni görmüş olmam ise ayrı bir ironi.

Temsilciler Meclisi ziyaretinin ardından Kongre Ziyaretçi Merkezi'nin lokantasında yemek yedik ve Capitol Hill turumuz başladı. Kısa bir tur olduğunu söyleyebilirim; temel taşını masonik bir törenle George Washington'ın yerleştirdiği bu yapının en önemli bölümü, hiç şüphesiz ki Rotunda idi. Bir Dan Brown hayranı olarak Rotunda'nın altında, Peter Solomon'un kesik elinin bulunduğu yerde durmak, kesinlikle heyecan vericiydi. Ardından yine Kayıp Sembol romanında anlatılan yerlerden olan Heykel Salonu'na geçtik. Buradaki heykelleri biraz inceledikten sonra ise kısa Kongre Binası turumuzun sonuna geldik. Ama asıl olay yeni başlıyordu.

Kongre Kütüphanesi... Dünyanın en zengin birkaç kütüphanesinden biri. Üç yapıdan oluşan kütüphaneye Madison binasından giriş yaptık. Kısa bir brifingin ardından Janice adlı rehberimizin öncülüğünde, Kayıp Sembol'de anlatılan tünelleri kullanarak Jefferson binasına geçtik. Tünelde konuştuğum Janice, kendisinin de ciddi bir Dan Brown hayranı olduğunu ve Kayıp Sembol'ün Kongre Kütüphanesi ile ilgili bölümlerinde bazı ufak tefek yanlışlar olduğunu söyledi. Örneğin Catherine ve Robert'ın içine girip saklanarak ilerlediği kitap taşınan bantlar, bir insanın sığabilceği kadar geniş değilmiş. Bunun dışında Washington şehrinin tasvirinde yaptığı bazı hataların ise korkunç olduğunu ilave etti. Birleşik Devletler başkentinin sahip olduğu Masonik mirasın ve buna dair anlatılanların doğru olduğunu ve söz konusu mirasın binalardaki sembolizmde görülebileceğini de ekledi.

Tünellerden geçerken Janice ile bunları konuştuk. Tünelin bitiminde ise Kongre Kütüphanesi'nin Jafferson Binası'ndaydık. Bina bir mimari şaheser. Rehberimiz Janice, ana giriş bölümündeki her mimari unsurun taşıdığı sembolik anlamı tek tek anlattı.

ABD'nin üçüncü başkanı ve ilk muhalefet lideri Jafferson'ın okuma merakının bu derece büyük bir tutku olduğunu bilmiyordum. Politik mücadele tarafı bir yana bırakıldığında, galiba ben de Jefferson'ın yolundayım. Başkan öldüğünde sağa sola 100 bin dolar borcu varmış. Bu borcu da büyük oranda her gördüğü kitabı satın aldığı için yapmış.

Kütüphanenin okuma salonunda da fotoğraf çekimine izin verilmedi. Bu yüzden bu muhteşem sekizgen salonda bir hatıra fotoğrafı çektiremedim. Fotoğraf çekilmek neden bu kadar önemli, bilmiyorum. Bunu önemsiyorum, ama neden önemsediğimi bilmiyorum. Bir yeri gidip görmek yetmiyor galiba; oraya gittiğinizi ispatlamalısınız da.

Akşamı yalnız geçirdim. McDonald's'ta burger yedim ve Dupont'taki Zorba's Cafe'de bira içtim.

Şimdi ise New York yolundayız. Dört saat sürecek otobüs yolculuğunun ilk bir buçuk saatlik bölümü geride kaldı. Her yer orman...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder