11 Kasım 2011 Cuma

24 Temmuz 2011 Pazar

MÜNİH-İZMİR UÇAĞI - Birleşik Devletler seyahatimin orta yerinde günlüğümü yazmaya çeşitli sebeplerden ötürü ara verdim. Zaten hiçbir zaman düzenli günlük tutma alışkanlığım olmadı. Bundan sonra da olmayacak gibi. Ama ben zaman zaman kendimi zorlamak suretiyle bu önemli belgelikleri tutmayı sürdürmek niyetindeyim.

Seyahatim sona ermek üzere. Geride kalan üç hafta içindeki dokuzuncu uçak yolculuğumu yapmaktayım. Münih'ten İzmir'e doğru, Orta Avrupa semalarında seyretmekte uçak. Jacksonville'den itibaren genel bir değerlendirme yapmak için bundan güzel fırsat sanırım olamaz. Hem böylelikle uyumamış ta olurum.

Jacksonville, Florida

Burası, Florida Cumhuriyeti'ne bağlı 1,4 milyon nüfuslu dağınık bir şehir. Esasen şehir merkezi ("Downtown") ve plaj ("Beach") bölgelerinden oluşuyor. Federal donanmanın en önemli üslerinden biri, Jacksonville'de bulunuyor. O yüzden özellikle akşam saatlerinden itibaren St.John nehri kıyısında bulunan liman barlarında çok sayıda denizci asker görmek mümkün. Plaj bölgesi ise sivil yerleşim sitelerinden oluşuyor. Burayı esasen Balıkesir'in Altınova beldesine benzetmek mümkün. Şehir merkezi ve karayoluyla ulaşılan plajlar..

Şehrin medya ve ekonomi açısından sahip olduğu yapıya gelince... Jacksonville şehri, bankacılık, sigortacılık ve turizm sektörlerinin ana akımını oluşturduğu bir iktisadi yapı sunuyor. Ayrıca Kuzey Florida Üniversitesi de bölgeye hareketlilik katıyor. Birleşik Devletler'deki belli başlı büyük banka ve sigorta şirketlerinin önemli operasyon merkezleri yer alıyor kentte. Atlantik Okyanusu kıyısında bulunan güzel plajları da ziyaretçi akınına uğruyor. Biz de bu plajlardan birinde denize girme şansı bulduk. Şehirde büyük markaların beş yıldızlı otelleri yer almakta. Hyatt Regency, Shereton ve Hilton, bunlardan birkaçı.

Medya ise ABD'nin genelinde olduğu gibi yerel odaklı yayın yapıyor. Jacksonville'de Channel 4 ve WJCT kanallarını ziyaret ettik. Tekrar etmeye gerek var mı bilemiyorum ama yerel medyanın önemi, heryerde olduğu gibi burada da karşımıza çıktı. İnsanların büyük bir bölümü, ABD dış politikası ya da Libya ve Afganistan gibi konularla ilgilenmiyor. Daha çok yerel haberler ve buna bağlı olarak yerel gazete ve televizyon kanalları tercih ediliyor.

Kuzey Florida Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne yaptığımız ziyarette ise çok ilginç tartışmalar yaşandı. "Yeni Medya" üzerine çalışan bir öğretim üyesinin sınıfına konuk olduk ve öğrencilerin sorularına muhattap olduk. Daha ziyade ülkelerimizdeki durum ile ilgili sorular sordular. Ben ise "Madem Yeni Medya'dan bahsediyoruz, siz bize anlatın bakalım, Wikileaks olayı hakkındaki düşünceniz nedir?" diye bir soru yönelttim öğrencilere. Biraz şaşırıp bocaladıklarını görünce bu soruyu "Sizce olayda suçlu olan bilgileri sızdıran asker mi, yoksa onları yayınlayan J.Assange mı?" ve "Siz bir genel yayın yönetmeni olsanız ve önünüze bu belgeler gelse yayınlar mıydınız?" şeklinde ikiye böldüm sorumu. Bu haliyle daha anlaşılır oldu ve sınıfta güzel bir tartışma başladı. Öğrencilerin bir bölümü yayınlamaktan yana tavır koyarken, diğer bir bölümü ise yayınlanmaması gerektiği yönünde görüş bildirdi. Bu yararlı tartışma ortamının oluşmusına en çok sevinen ise, öğretim üyesi oldu elbette.

Jacksonville'deki son akşamımızda yerel bir sivil toplum kuruluşu olan Dünya Meseleleri Konseyi'nin düzenlediği bir resepsiyona davetliydik. Katılımcılar, ülkelerimizdeki medyaların durumu hakkında sorular sordular. Türkiye'deki basın özgürlüğü sorunları hakkında söylediklerim, hepsini çok etkiledi. Hatta resepsiyonun başında AKP'nin yüzde 50'lik seçim zaferi nedeniyle beni "tebrik etme" kabalığında bulunan ve her yanından vıcık vıcık muhafazakarlık akan emekli bayan büyükelçi bile suspus oldu.

Denver, Colorado

Murat ve Başak ile hasret giderdiğim kent... Herşey bir yana, Denver'da yıllar sonra Murat ve sevgili eşi Başak ile buluşmak, bu seyahatin kuşkusuz en güzel yanlarından biri oldu benim için. Ayrıca Sarah, Başar ve diğer dostlarla tanışmak ve güzel sohbetler de cabası...

Denver şehri, orta-batı bölgesinde bulunan Colorado Cumhuriyeti'nin başkenti. ABD'nin meşhur "Rocky Mountains" milli parkına ev sahipliği yapıyor. Üç gün kaldığımız Denver'da sadece iki gün resmi temaslarda bulunduk. Bunlardan en önemlisi, hiç kuşkusuz yeni seçilen belediye başkanı Michael Hancock'un yemin töreni idi. Hancock, Afro-Amerikalı bir politikacı. Kısaca "zenci". Denver gibi sadece yüzde 8 oranında zenci nüfusu barındıran bir kentte Demokrat Partili zenci aday Hancock'un seçilmesi çok anlamlı. Hancock ile şahsen tanışma ve görkemli yemin törenine katılma şansına sahip olduk.

Denver Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde çok ta kayda değer olmayan birkaç görüşmenin ardından, şehrin en önemli televizyon kanalı olan 7 News'ün 11.00 haber kuşağını stüdyodan takip ettik. Amerikan yerel TV kanallarının bizdeki ulusal kanallardan teknoloji anlamında ne kadar ileride olduğunu bir kez daha görmüş oldum.

Los Angeles, California

California Cumhuriyeti, ABD Federasyonunu'nun güney-batı kıyısında yer alıyor. Başkenti Sacramento. En kalabalık ve en büyük şehri ise, bizim ziyaret ettiğimiz Los Angeles. California bağımsız bir devlet olsa, dünyanın 20. büyük ekonomisi olacak boyutta bir eyalet. Yani tek bışana G-20'ye girecek kadar büyük bir ekonomiye sahip. Bu denli büyük boyutlarda olan ekonomiyi oluşturan unsurlar ise eğlence, sinema-tv prodüksiyonu, yüksek teknoloji ve turizm olarak sıralanabilir.

Los Angeles'te çok kısa kaldık, sadece üç gün. Son gün ise uçağı geç saatte olan üç arkadaş, yani ben, Martin ve Nadejda, trenle Long Beach'e gittik. Burada da denize girmek güzeldi.

Kısıtlı zamandan dolayı ciddi anlamda temaslarda bulunabildiğimiz gün sayısı sadece bir. Bu bir gün içinde de fazla kayda değer olmayan KTLA TV ve devasa California Üniversitesi ziyaretlerinin ardından NBC'nin ağır topu Jay Leno'nun sunduğu "The Tonight Show"un çekimlerine konuk olduk. Tabi "studio audience" olarak. Hayranı olduğum büyük televizyoncu Jay Leno'yu canlı canlı görmek ve performansına şahit olmak, gerçekten de unutulmazdı. Ancak açıkçası Jay Leno'nun konuk ile sohbet ettiği bölüm dışındaki konuşmalarının tümünü kartlardan okuduğunu görmek, biraz şaşırtıcı oldu benim için. Programda sohbet bölümü haricinde doğaçlama hiç yok. Herşey önceden hazırlanmış ve kartlara yazılmış durumda. Leno, çekim sırasında herşeyi bu kartlardan okuyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder