9 Ocak 2012 Pazartesi

12 F.Altay Aktarma Merkezi - Halkapınar Metro

"Çantam küçük, sığmıyor" diyorsan yeni bir çanta al.. Ama şu fotoğraf makinesini sürekli üzerinde taşı..!

Kendi kendime bu fırçayı her kaydığımda benzer bir pişmanlığın içinde oluyorum. Çünkü bir renk, bir ışık görüyorum ve durup resmedemediğim için muhayyilemde kalmaya mahkum oluyor o sahne.

Ama ne olursa olsun, böylesi de güzel. O fotoğrafı çekmiş olsam, belki şu anda bu yazıyı yazmıyor olacaktım. Tabiatın sunduğu ışıklar, ruh halimizi nasıl da etkiliyor.. Fotoğrafını çekemediğim için anlatayım ne gördüğümü...

12 numaralı Üçkuyular-Halkapınar otobüsündeyim, Konak'a gidiyorum. Deniz manzaralı olduğu için şoför tarafında bir koltuğa oturdum. Cep telefonumun müzikçalarından bir şeyler dinliyorum çoğu zaman yaptığım gibi. İzmir'de üç gündür yağan yağmur bugün durdu, ancak hava yine de kapalı. Nereden ve nasıl çıkıvermişse Körfez'in yüzeyinden fırlayıp gri bulutlara dalan bir gökkuşağı var. Ama diyeceğim o değil.. Otobüs Karantina'ya geldiğinde şehir merkezinin silueti daha bir belirginleşiyor. Ve o kadar net ki! Hiçbir bulut kıvrımının seçilmediği silme gri bir gökkubbenin altında yüksek çözünürlüklü bir beton yığını manzarası! En ufak bir sis ya da pus zerreciği yok yakın atmosferde.. İşte bu..

İlk farkettiğim, duygularımda bir değişiklik olmaya başladığı idi. Hissiyatımın yönelişini nasıl tarif etmeli, biraz karışık.. Her şeyden önce, güneş ışığının zerresinin bulunmadığı bir ortamda karşımda duran bu netliğin beni sevindirdiğini söylemeliyim; evet, bir tür sevinç diyebilirim. Gri bir alacalığın içinde net bir şeyler seçebilmek güzeldi, heyecan vericiydi. Ve sonra, melankoli diyemem ama bir tür "ama neden?" peydah oldu. Neden bu grilik, bu alacalık gündüz vakti?

Ve çoğu zaman olur, Noir Desir'in "Le vent nous portera" adlı şarkısını hatırladım. Ne anlattığına dair hiçbir fikrimin olmadığı bu şarkının videosunda yaratılan kapalı ve karamsar ortam aklıma geldi. Yönetmen olsam da bu şarkıya kentsel dekorlu bir klip çeksem diye geçirdim içimden.

En sonunda ise fotoğraf makinesi meselesi aklıma geldi ve kendi kendime azar çektim. Tek tesellim, otobüsten iner inmez bir kafeye oturup böyle bir yazı yazabileceğim düşüncesiydi.

Şimdi rahatım.. Yaşanmışlıkların, okunan kitapların, seyredilen filmlerin, dinlenen şarkıların, yapılan sohbetlerin ve belki biraz da Tanrı'nın beni yaratırken hamuruma kattığı, ne olduklarını tam olarak bilemediğim bazı şeylerin etkisiyle farkettiğim bu manzara, sıradan bir belediye otobüsü yolculuğunu özel kılan bu durum, Körfez'in sularından çıkıp bulutları yararak uzaklaşan gökkuşağı gibi kaybolup gitmedi gökyüzünde.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder