7 Nisan 2012 Cumartesi

Kimliksiz şehir / 4 “Old city: Kemeraltı”

Bozkurt Ersoy'un "İzmir Hanları" adlı çalışmasını şöyle bir incelemek, insana Kemeraltı'nın ne muhteşem bir mekan olduğunu idrak ettirmeye yeter de artar.



Meraklısını (mesela beni) çılgına çevirecek denli harika olan bu çalışmada İzmir'in Kemeraltı Bölgesi'nde günümüzde var olan ve bir zamanlar varlığından haberdar olduğumuz, ama şimdi var olmayan tüm hanlar hakkında detaylı anlatımlar, rölöve çizimleri ve kroki planları yer alır. Kemeraltı'nı derinlemesine anlamak için elde bu kitapla gezmek lazım tarihi çarşıyı.

Avrupa'nın iyi korunmuş, tarihi dokusunu muhafaza eden şehirlerinin ortaçağdan beri merkezini oluşturan bölgeleri "old city" olarak anılıyor. İzmir'in Old City'si, hiç kuşkusuz Kemeraltı. Bugün sadece çarşı kimliğiyle değerlendiriliyor olsa da Kemeraltı'nın sınırlarını İkiçeşmelik, Tilkilik ve Namazgah'ı kapsayan bir yay çizerek değerlendirdiğimizde konut ve ticarethanelerin bir arada bulunduğu bir bölge çıkar karşımıza. Üstelik bu bölge, Roma dönemi İzmiri'nin kalıntılarını da içinde barındırıyor. Kadifekale'den itibaren eski Smyrna'nın stadyumu, hipodromu ve agorası da bu alanda kalıyor. İzmir'in binlerce yıla uzanan bir tarihe sahip olmasına, Kemeraltı ve İkiçeşmelik gibi dokusunu belli ölçüde korumayı sürdüren bölgeleri barındırmasına rağmen kent turizminin bu kadar zayıf kalması nasıl açıklanmalı?

Bozkurt Ersoy'un İzmir Hanları kitabının ek bölümündeki fotoğraflara bakıldığında bu açıklamayı elde etmiş oluyoruz esasen. İzmir kent merkezinin dünya vitrinine sunulabilecek yegane varlığı olan Kemeraltı ve sahip olduğu hanlar, ticarethaneler ve pasajlar, ilgisizliğimizin ve vizyonsuzluğumuzun kocaman kirli ayakları altında ezilmiş ve kaderine terk edilmiş durumda. Bozkurt Hoca'nın kitabındaki fotoğraflar 80'lerin sonunda çekilmiş, ama hanların pek çoğu o zamanki durumlarındalar hala.





Bu hanlardan iki tanesi çok başarılı restorasyon süreçlerinden geçtiler. Bunlar Kızlarağası Hanı ve Abacıoğlu Hanı. Abacıoğlu'nun bulunduğu konum, restorasyondan itibaren keşfedilmesi sürecini yavaş kıldı. Ama görkemli Kızlarağası Hanı'nın restore edilerek şehre kazandırılmasının hem turizm açısından hem de kent kültürü açısından neler sağladığını görüyoruz. Artık Hisarönü'ne Hisarönü demek yerine "Kızlarağası" demeyi tercih ediyor İzmirliler. Kent merkezini gezen birkaç yabancı turistin uğradığı yegane durak olmuş durumda bu bölge. Süreç, elimizde bulunan bu karşılıksız değerin ne kadar önemli olduğunu ve doğru hamlelerle kente neler kazandırabileceğini çarpıcı biçimde gösterdi.

İzmir'in "old city" bölgesi olan Kemeraltı'nda Kızlarağası ve Abacıoğlu gibi el atılmayı bekleyen çok sayıda han var. Bunlardan birkaçının fotoğrafını yukarıda görüyorsunuz. Bunlar, Bozkurt Ersoy'un İzmir Hanları kitabında bulunan fotoğraflardan sadece birkaçı. Bu hanların doğru hamlelerle restore edilmesi durumunda Kızlarağası ve Abacıoğlu gibi sayısız mekana kavuşabilir İzmir kenti.

Zira Bozkurt Hoca'nın kitabında dikkat çektiği gibi; İzmir'in hanları, Anadolu'da var olan örneklerinden daha farklı, tamamen kendine özgü bir mimari karakter sergiliyor. Bir kentin diğer kentlerden ayrılmasını sağlayan ve onun kimliğinin yapıtaşlarını oluşturan bir karakter...

Sonraki yazı: Sağlık turizmi ve Yarımada'nın potansiyeli

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder