7 Mayıs 2012 Pazartesi

Levantenler Yazı Dizisi - 1 "Avrupalılar geliyor.."


2010 yılının Kasım ayında Yeni Asır gazetesi için "İçimizdeki Levantenler" başlığı altında dört bölümlük bir yazı dizisi hazırladım. Bu yazı dizisini yeniden gözden geçirip burada da yayınlamak istedim. Levantenler mevzusunun sonu yok, geri dönüşlerle yeniden gündem yaratılabilir belki...

Başlarken...
16. yüzyıldan beri Osmanlı ülkesine ticaret yapmak amacıyla yerleşmeye başlayan Avrupalıların bu topraklarda, birbirleriyle ve yerli halkla kaynaşmaları sonucu ortaya çıkan Levanten toplumu, İzmir'de ve diğer Osmanlı şehirlerinde, özellikle 19. yüzyılda her yönden altın çağını yaşadı. Bu yüzden İzmir'in 19. yüzyılda geçirdiği sürece "Levantenler Çağı" demek, pek de yanlış olmayacaktır. İzmir'de ve Türkiye'de bu çağ, 1923'te büyük ölçüde kapandı. Çünkü bu tarihte, Levanten toplumunun varolma sebebi olan kapitülasyonlar ve ticarethanelerin bulunduğu Frenk Mahallesi, artık tarihe gömülmüş bulunuyordu. Levantenlerin büyük bölümü atalarının geldiği ülkeye geri dönerken bazı Levantenler Türkiye'de kalmayı tercih etti. Bu Levantenler, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sıfatıyla, ait oldukları topraklarda eşit ve onurlu bir şekilde yaşamlarını sürdürmektedirler. İzmir'in kent kimliğinin oluşumunda önemli rol oynayan Levanten toplumuna, tarihsel perspektiften şöyle bir bakmak istedik.



"AVRUPALILAR GELİYOR"

İngiliz iktisatçı Nassau William Senior, 1857 yılında Osmanlı ülkesini ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında tuttuğu notlar, 1859 yılında "Türkiye ve Yunanistan'da Tutulan Bir Günlük" adıyla Londra'da yayınlandı.

William, gezisi sırasında İzmir'e de uğradı ve İzmir'de Levanten işadamı James Whittal ile görüştü. Bu görüşmede Whittal, konuğuna şunları söylemişti:

"Öyle sanıyorum ki Hatt-ı Hümayun'u zorlar ve Avrupalıların da arsa alma hakkına sahip olmalarını sağlarsak Küçük Asya sahili bir İngiliz ve Alman kolonisi haline gelecektir... Bölgede işletilmeyen pek çok toprak vardır. Bunları kişilerden çok ucuz fiyata ya da devletten imtiyaz biçiminde parasız almak mümkündür. Yapılacak ilk ve en önemli şey, demiryolunun tamamlanmasıdır. Demiryolları İngilizlerce inşa edilecek, sahiplenilecek ve işletilecek ve halen işletilmeyen bölgeleri üretime açacağından son derece karlı olacak... Böylece demiryolu şirketleri ve Avrupa kolonileri küçük birer Cumhuriyet haline gelecek. Türklere 'Şimdiye dek aldığınızın yirmi mislini size aşar ve vergi olarak ödeyeceğiz, ancak buna karşılık kendi işimizi kendimiz görmeliyiz, kendi yerel yönetimimiz, kendi mahkemelerimiz ve polislerimiz, kendi yollarımız ve yerel amaçlar için kendi vergi sistemimiz olmalı' diyeceğiz... İngilizler bizi desteklerse sonuçtan hiçbir kuşkum yok."

Bu sözlerin söylenmesini izleyen yıllarda, tıpkı Whittal'in öngördüğü gibi yabancılara Osmanlı ülkesinde arazi satın alma hakkı tanındı. İzmir-Aydın demiryolu tamamlandı ve Batı Anadolu'da topraklar el değiştirmeye başladı.

Osmanlı hükümetinin tanıdığı imtiyazlarla Avrupa pazarının özellikle 19. yüzyılda Anadolu'yu sömürmesinde ana istasyon noktasını tarihsel olarak İzmir şehri, ya da "Smyrna" oluşturmuştur. Bu durumun ortaya çıkmasındaki en önemli etkenler, elbette İzmir Limanı'nın gayet sıcak ve korunaklı olması ve İzmir'in ardında ulaşılması zor olmayan çok verimli toprakların bulunmasıydı.

1536'da geniş kapsamlı ilk kapitülasyonun yürürlüğe girmesiyle Avrupalı tüccarlar, yerleşmek amacıyla İzmir'e gelmeye başladılar. Gelen öncülerin torunları, "Levanten" adı verilen topluluğu meydana getireceklerdi. Ve bu Levanten toplumunun bir üyesi, J.Whittal, bir gün gelecek ve Batı Anadolu'nun kolonileştirilmesinden söz edecekti.

NEREDEN NEREYE..

İzmir şehrinin tarihsel kimliğinin oluşumunda önemli yeri olan Levanten toplumunu anlamanın yolu, bu topluluğun oluşmasının nedeni olan kapitülasyonları anlamaktan geçer.

Osmanlılar Marmara'da yeni bir devlet kurup Anadolu'yu ve Rumeli'yi egemenlikleri altına alana dek, bölgede yaşayan Doğu Roma İmparatorluğu, Batı Roma'dan kalma şehir devletleriyle ve özellikle bunların en önde gelenleri olan Cenova ve Venedik şehirleriyle ticaret ilişkileri içindeydi. Ancak Osmanlı bölgeye hakim olup Bizans şehrini tecrit altına alınca bu ilişkiler sekteye uğradı. Batılı tüccarlara, artık Osmanlı mülkü olan topraklarda ticaret yapmalarına dair ilk izinler, Sultan Birinci Murat zamanında verildi.

Ardından İstanbul alındı, ülke genişledi. Nihayet 1536 yılında Kanuni Sultan Süleyman ile Fransa Kralı Birinci François arasında geniş kapsamlı ilk kapitülasyon kabul edildi. Buna göre Osmanlı ülkesinde ticaret yapan ve diplomatik elçiliği bulunmayan ülkelerin tüccarları, Fransız konsoloslarının sorumluluğu altında olacaklardı. Osmanlı sularında seyreden tüm Avrupa gemilerinin Fransız bayrağı çekmeleri kabul ediliyordu. Tüccarların aralarında çıkacak anlaşmazlıklarda konsolosluk mahkemesi yetkili olacaktı.

Osmanlı ile Fransa arasındaki ilişkilerin giderek iyileşmesi, İngiltere'nin dikkatini çekti ve Londralı tüccarları harekete geçirdi. İngilizler de böylece Osmanlı Devleti ile bir kapitülasyon imzaladı. Kraliçe Elizabeth, Osmanlı ülkesinde ticaret yapma hakkını tekel halinde Londra'da kurulan The Levant Company'ye verdi.

Elbette Avrupalılara tanınan bu ticari hakların aynıları, Osmanlı tüccarları için de geçerliydi. Osmanlı Devleti ise altın çağını yaşamaktaydı ve her açıdan dünyanın yegane küresel gücü konumundaydı. Bu açıdan bakıldığında, ilk kabul edildikleri şekliyle ve o dönemin koşullarında kapitülasyonların Osmanlı Devleti'nin menfaatlerine uygun oldukları bir gerçektir.

Ancak zaman, Osmanlıların aleyhine işledi. Ya da Osmanlılar, zamana yetişemediler. Ülke, Ortaçağ'dan Yakınçağ'a ulaşan Batı komşularının aksine zaman içinde karanlığa ve köhnemişliğe sürüklendi. Böylece ilk yıllarında menfaatlerine uygun işleyen kapitülasyonlar, sırtında bir kambura dönüştü. Zira artık ticarette inisiyatif, sanayi devrimini tamamlayan Avrupa'daydı.

Levantenler, bu süreçte çok önemli roller oynayan toplumsal bir sınıf olarak yavaş yavaş ortaya çıkmaya ve güçlenmeye başlamışlardı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder